Ertan's profileErtan'ın VesairesiPhotosBlogLists Tools Help

Blog


    4/24/2006

    Orada işte.. Onsuzlukta.. Sonsuzlukta

    Düşünsem düşüm olursun benim. Rüyam olursun en korktuğum geceye.. Sesine koşarım, sessiz kaldığım zaman. Sana koşarım, en ummadığın zamanda.. Karışırım en bilinmemişliklere.. sensizliklere... adını alır çalarım gökyüzünden.. baharım olursun en yalnız kaldığım, en korktuğum, en üşüdüğüm gecede.. Ama sen hiç benim olmazsın.. Ben hep adını yaşarım.. adındır benim mevsimim.. adındır benim…

     

    Bakarım geçmişsin bu yoldan, yol uzun.. Orada işte.. Onsuzlukta.. Sonsuzlukta..

    Bir yudumum.. boğazımda kalacaksın içsem seni.. İçemesem ölürüm.. Hadi bu gün değil.. yarınım nerde ?..

     

    Yok desem.. çığlığımsın.. var desem... sessiz

     

     

     

     

     

    “ Vazgeç gönül.. vazgeç sesini duyan yok bir yağmurun içinde ateş böceği misali bir yanıp bir söndüm.. “

     

    7/6/2005

    Öylesine...

    Öylesine hızlı geçiyor ki dakikalar…

    Su misali..


    Boğazımdaki düğüm … öylece sarıyor beni…  sanki her yanım düğüm düğüm… Bakıyorum da öylesine güzel anılar var ki,  hangisini yanıma alıp gitsem diye düşünüyorum saatlerdir. O saatler öylesine çabuk akıyor ki ellerimden, düşünürken panik oluyorum…


    Kısa bir veda tadı bu, fazlası değil… o yüzden bu bir veda değil, sadece başlangıç. Şuan bu kelimeleri yazarken odamdayım, yarın başka bir şehirde, sonra bambaşka bir şehirde…Sürüklenmek değil de, özlem canımı acıtıyor… Ben çok özlerim, bilirsiniz, bilirsiniz değil mi?… Belki belli etmem ama öyle çok özlerim ki… Öylesine sarılmak isterim ki ve böyle zamanlarda öylesine çocuk olurum ki..

    Ben şimdi düşünüyorum da.. ya çocuk olmak istediğim zamanlarda olamazsam…

    Boş vermeliyim…

    Gece geçti işte..

    Hıçkıra hıçkıra bu özlem için ağlamak istiyorum ama onun bile gururu var üstümde…

    Sık dişini hadi..

     

     

    Sandalyemde sıcaklığım saklı..

    Ölümün içinden fışkırmış bir rüya...

    Galiba daha iyi anlıyorum şimdi, pencereden bakarken tattım bu duyguyu. Anlıyorum...Geç kaldım korkusu gitmişti... Erken geldim galibaları vardı sağımda solumda ve birde ayın üstünde ki sis varmış etkisi...Garip gelmişti ilk başta , titriyorum fakat anlıyorum... Geç kalmamıştım, ben erken gelmiştim...
     
    Lafa hep, "o kadar çok hikayem varki" diye başladığım zamanlar geliyor aklıma... O kadar çok hikayem vardı ki , gençlik denen illeti avuçlarımda eritirken bir yandanda hızla yaşlandığımı hissediyordum... Havaya hangi renk saklanmıştı hatırlamıyorum, o yüzden içime giren rengide bilmiyorum... Kızılın tonları, gözümün üstünde çakıyordu, en terli kış gecelerinden kalma...
    Sonra unutuyorum, adımı, geldiğim yeri, doğduğum şehri, kısa bir hafıza kaybı yaşıyorum gözlerimin önünde... Yerde kıvranıyorum, ellerim kan olmuş... Ellerime bakıyorum, kurak bir yaz günü gibi , terli.....
    Kendi önümde eğilip yalvarıyorum kısa bir süre... YAPMA...
    Sonra kendime geliyorum, parmaklarım ağrıyor, yeni giydiğim tişört terimden ıslanmış.. Ellerime bakıyorum, sonbahar.. Önümde yüzlerce kağıt parçası, kimi buruşturulmuş bir köşeye atılmış, kiminde hep aynı kelime, YAPMA...
     
    Sonra duvardaki lekeyi fark ediyorum, özenerek aldığım kırmızı şarap.. sonra cam kırıklarını görüyorum, lanet...
    Ölümün içinden fışkırmış bir rüya gibi bakıyorum sağıma soluma.. Hangi düş beni doğurdu diye soruyorum kendime.. Hangi hayalin içinden çıktım geldim...
     
    Cevap : yok.. Sessiz sessiz gözlerimi daha çok açmaya çalışıyorum...
     
    Galiba sabah olmuş..
     
     
    7/3/2005

    ağzımda kan tadı var....

    Fırtınalar hiç bir zaman durmaz, gök çığlıklara gebe, acı içinde. ağzımda kan tadı var....

    Yaşam farklı bir bulmaca havasında ilerlerken an denilen saçmalıklar sürü gibi önümüzde, karanlık önümde , anlamıyorum.
    Binlerce noktalama işareti ve sürekli bir ses, bir müzik olmalı derken yine çığlık, saçma sapan asi bir tavırla yüzüme vuruyor güneş, güneş yalan. Kızıl bir şarap tadı var ağzımda, kafam öylesine dönüyor işte...
    Kelimelerimden ben sorumluyum, hiç bir mistik hikaye bana mecbur değil ve bende geceye mecbur değilim artık. Gece benim, efendi benim, bütün ruhlar kölem..Hükümsüz kalmış bütün ruhları istiyorum...
    2/21/2005

    O şimdi...

    O şimdi... 

    kısa bir veda tadında...

    2/10/2005

    Bu da bir sessizlik

    Hain bir karanlıkta gibiyim... Zalim bir sessizlikte.... SUS diyorum, bağıra çağıra geliyor üstüme her neyden kaçıyorsam eğer... Böyle galiba, öğrenilmesi veya yaşanılması gerekenler. "Yarı" kelimesinin içinde barındırdığı "ayrı"dan ötürümü acaba her yarım kalan ayrılığın acı vermesi.. Farkındayım, aslında her gidiş bir dönüş başa.  Peki gidişler olmasaydı hiç mi başa dönemezdik? o zaman neden herşey tekrardan tekerrür?

    2/8/2005

    Sıkışıp kalmışım..

    Veler amalar falanlar filanlar
    Garip rüzgar eşliği bu galiba
    Kapı çalıyor
    Çayım soğumuş
    Sigaram inatla sönmüyor

    En zor olanı özlemek sanki.

    Kısa bir zamana o kadar çok anı sıkıştırmışım ki.. Belkide bu yüzden sıkışıp kaldım.......

    2/7/2005

    Öldürdüğümüz aşklar adına...

    Ve onunla son kadehimizi böyle kaldırmıştık..Öldürdüğümüz aşklar adına...

    Şimdi iki dünya arasında sanki, Öldürdüğümüz aşklar..

    Kim suçlu acaba?

    Aşk mı ? Zaman mı ? yada.. yada..........

    Ve ben yine bu gecede savruluyorum...

    2/6/2005

    Şehrim tel tel üşüdü o gece...

    Soğuk bir havanın yağmura özlemiyle geçti gece...

    Şehrim tel tel üşüdü...

    o Gece..

    Bir rüzgar olsa, savursa sıkı sıkı, savrulurum... Hani yağmur diyorum, yağsa deliler gibi... Hiç bilmeyeceksin.. bilmeni istermiydim? hayır.. Düşünceli bir konuşma balonuyla sohbet ederken anladım bunu.. bilmemen lazım.. Hak, hukuk değil belki ama.. bilmemen lazım.. Anlaman lazım sadece geçen zamandaki mişleri.. Bu bir inat mı? hani sende olan... ?

    İnat olsa koşabilirdim belki.. Hoş istesen o zamanlar yalvarabilirdimde şu gurur budalasını yerlere serip...

    Ya şimdi? O hüzünlü bir sessizliği olan, adına hükümsüz dediğim.. ama çocuk..

    Ben seni silemezdim, eğer saçmaladığım şeyleri yapmasaydım!

    Şimdi bende yoksun, nasıl ki ben sende hiç olmadımsa.. KOCA bir hiçe üzülmek gibi geliyor bu...

    Şimdi buraya neden yazdığımı daha iyi anlıyorum... Bunları sana söylesem, yine iterdin nede olsa.. Ama sessizliğine karışamazsın.. Ve bu yüzden yine sana ama sağ tarafına anlatıyorum.

    Seni sevmiyorumlu şirinliklerinde hiç anlamamışım bu kelimenin ciddiyetini..

    Öyle ya, zaman geçebiliyor bir şekilde.. Nasıl ki bir gecede her ne varsa kendini duvarda bulabiliyorsa, yeri gelende yerini bulacaktır yine o duvarda.

    Ben yine seni seviyorum, ki o sevdiğim sensen eğer..

    Bil diye. Çıkarsız sevgilerinde yaşamdan uzakta kendi kendine yaşayabildiğini bil diye..

    1/28/2005

    ... Üç noktalı bir hayatı virgüllerle yaşatmak

    Ki sen hiç bilmiyorsun,

    ben seni hala gizli gizli sevme cesaretinde geçiriyorum geceleri, her şarkıda şerefine anıları kaldırıp adını rüyaya vuruyorum...

    o bol senli geçen günler mazi ve düş arasında bir yere sıkışıp kaldı. susmalarım ve düşünme zamanlarım arttı.

    ara sıra konuşuyoruz, söylemiyorum.

    öylece uzanmış bakıyorum... öylece çalıyorum dakikaları geçmişten... GEÇMİŞ.. GEÇmiş.. evet geçti.. geç gelmiştin.. oysa beklediğimi çok söylemiştim sana, gelişin gecikmişti, peki ya gidişin?

    Gidişin gelişinden erken oldu, hızlı ve yağmurlu. Kelimeli ve anlam yükleme zorluğu içindeki seni anlatma istekleri kaldı bende.. Seni anlatmalıyım.. ki sen hiç bilmiyorsun ben her gün seni anlatıyorum.

    Üç noktalı hayatımı virgüllerle yaşatmak çabasında geçiyor, çabası zor.

    Bir virgül olman için...

    Tarihinde olmayan 

    1/22/2005

    Anlık ve hesapsızca, neden, niçin sorgulamarı olmadan...

    Çımazda, açmazda yada batmışlıkta hissederken biri gelip elinizden tutarsa, bütün çirkinlikleri unutu verirsiniz.